dabbe_2

Bu zamana kadar salt korku türüne hep mesafeli yaklaşmışımdır. Hasan Karacadağ korkusu da salt bir korkudur ama neredeyse geçmişi dahi olmayan Türk korku sinemasına destek olmak için izlerim ve izlenmesini tavsiye ederim. Dabbe 1 filmi çok eleştirilmesine rağmen dişe değer  bir gişe başarısı vardı. Bu gişe başarısı Hasan Karacadağ için de bir umut oldu ve Semum’u çekti ardından Dabbe 2’yi.

Hasan Karacadağ sineması her dakika gol yediğiniz bir sinema ve doksan dakika boyunca bu böyle devam etmekte. Nefes almak imkansız, her anı gerilim. Bilet parasına koltuk parasını da dahil etmeniz gerekebilir.

İlk filme nazaran görsel efektlerde epey bir mesafe katedilmiş. Ama yine de Hollywood kalitesinde olduğunu söylemek zor. Birkaç yerde de gereksiz yere kullanılmış.

Ses efektlerine gelecek olursak belki de filmin en iddalı olduğu bölümün ses olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Hasan Karacadağ filmde kullandığı sesler için patent başvurusunda bulundu. Gerçekten sesler sizi koltuğa yapıştırıyor, farklı ve alışılmışın ötesinde. Tabii biraz abartı da yok değil.

Bir yönetmen için belki de en önemli kritik, oyuncudur. İlk filmde bu konuda çok eleştiri alan Hasan Karacadağ belli ki çok içerlemiş. Bu sefer oyunculuklar için iyi bir puan alacağı kesin. Genel eleştirilerin aksine ben ilk filmde oyunculuğu başarılı bulmuştum. Dışardan baktığınızda – sinemasal bir gözle – oyunculuk yok gibi bir şeydi ilk filmde. Hep iki şey karıştırılır; doğal oyunculuk ve sinema oyunculuğu. Bunu Issız adamda da gördük. Ya bunlar çok amatör ya da çok doğal oynuyorlar diyorsunuz. Doğal oyunculukta hisleriniz daha gerçekçi oluyor ve biranda kendinizi filmde zannediyorsunuz. İkinci filmde oyunculuk doğallıktan sinemaya kayıyor.

Korku filmlerinde genellikle bir çıkış yolu, kurtuluş vardır ve hikaye bu çıkış yolunu bulmakla gelişir. Dabbe serisinde ise çıkış yolu aramak gibi bir şey mümkün değil. Bekleyiş ve kabulleniş var. Mücadele var, nafile…

Korku filmlerinde tek şeyi doğru yaptıysanız tüm film doğru olur yani hedefine ulaşır; korkutmak. Bu şey ise atmosferdir. Hasan Karacadağ’ın en çok takdir ettiğim yönü de atmosfer oluşturmadaki becerisidir.

Yönetmen bir röportajında ben mesaj vermem düşündürürüm diyor. Dabbede düşünmek korkunun gölgesinde kaldığı için düşüneceğiniz son şey düşünmek oluyor. Eğer biraz daha düşünmek üzerine eğilirse ortaya özgün bir tür  çıkabilir. Yönetmenin düşünmenizi istediği şey aslında şu: Biz ölüyoruz ama neden?

Nihai olarak Türk korku sineması Hasan Karacadağ’ın sırtında gibi. Alternatifi yok şu an. Peki bu yükü kaldırabilir mi sorusuna cevap arayacak olursak, göstergeler olumlu gibi. Çünkü her filminde üstüne koyuyor. Bir iki film sonrasında çok daha üst düzey projelerde yer alabilir.

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites
  • email
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • RSS
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter